Bozkurt NET{ Bozkurt NET
  Tıklayın kayıtlı kullanıcı olun
Ana sayfa ::Hasabınız :: Forumlar :: Makaleler :: İndir :: İletişim :: KURALLAR
alt1 alt1 alt1
alt1 alt1
alt1
Atatürk
Başbug
Atsız´ın Mektupları
Bozkurt
Tarihte Türkler
Osmanlı Sultanları
3 Mayis
Türk İslam Ülküsü
Ülkücü Hareket
İslam
Türk Büyükleri
12 Eylül
Dokuz Işık
Kızıl Elma
Doğu Türkistan
Türk Dünyası
Şiirler ve Marşlar
Ülkücü Şehitler
Ülkücüye Mektuplar
Sorular ve Cevaplar
Komünizm
Videolar
Müzikler
Postakartı

alt1 alt1
alt1
 Haber :
 Haber Ekle
 Haber Arşivi
 Arama
 Konular
 Baskıya hazırla
 Üyeler :
 Hesabınız
 Günlük
 Üye Listesi
 Özel İletiler
 ICQ Servisi
 Servisler :
 Kur'an-ı Kerim Meali
 Resim Galerisi
 E-Kart
 Dosyalar
 Müzikli Postakartı
 Cep Melodileri
 İletişim :
 Forumlar
 Bozkurtlar 100
 Bize Ulaşın
 Bizi Önerin
 Dökümantasyon :
 Makaleler
 Fikir ve Tarih Dünyası
 Kısa Nükteler
 Şairler ve Şiirler
 İzlenimler
 Ansiklopedi
 Dosyalar
 Dosya Ekle
 Popüler
 İlk 10
 Bağlantılar
 

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1
AB'YE HAYIR

alt1 alt1
alt1
Makaleler
·Meluncanlar ve Biz
·Türk Tarihi ve Türk Adı
·Amerikan Genç Hristiyanlar Cemiyeti (Y.M.C.A.) ve Amerikan Kolejleri
·SEVR YASALARI MECLİS’TEN GEÇİRİLEREK TÜRKİYE YENİ BİR KURTULUŞ SAVAŞINA BAŞLAMAK MECBURİYETİNDE BIRAKILDI!
·ABD, Alenî Bir Düşman Haline Gelmiştir!
·Dedelerimiz Oğuzlar Çıkmış Yola Aral Kıyısından
·Avrupa Birliğine neden hayır.. Jeopolitik Yaklaşım
·Noel Üzerine
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -1-
·Siyasi Konjonktürde Irak Türkmenleri
·Gümrük Birliği Anlaşmasının Anayasanın Başlangıç Kısmına Aykırılığı -2-
·Kıbrıs'ın Türkiyesiz AB üyeliği mümkün mü?
·Avrupa Birliği ve Kıbrıs Konusu
·Internet mi, İnternet mi?
·DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK (Gaspıralı ve Türkistan)
·İSMAİL GASPIRALI'NIN FİKİRLERİ
·Türkler ve İslamiyet
·Alparslan Türkeş'in Din Anlayışı ve İslama Bakışı
·Gök Tanrı
·Şamanizm Meselesi
·Ruhban Okulu neden açılmamalı?
·Ruhban Okulu
·Çanakkale Savaşları
·Türk Kültüründe Nevruz ve Milli Birlik-Beraberlik
· Sovyetler Birliği’nin Çöküşü ve Yeni Rusya Çeçen Mücadelesi
·Türkçenin Anadil Olarak Dünyadaki Yeri
·Masonların Kirli İşleri
·Gümrük birliği mi; sömürge antlaşması mı?
·17 Ağustos 1999 Depremi ve gizlenen gerçekler

alt1 alt1
alt1

alt1 alt1
alt1

alt1
Bozkurt NET :: Başlığı Görüntüle - FETHULLAH'ÇILAR ARTIK TASFİYE EDİLMELİ!
  Link 1Ana sayfa | Link 2
Arama       


Bozkurt NET
Bozkurtların Yuvası
 

Forumlar Gruplar Gruplar Hesap Aç Oturum Aç  

Sayfa: « Önceki  1, 2, 3 ... , 10, 11, 12  Sonraki »  

Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 11. sayfa (Toplam 12 sayfa)
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar İleti
kadir45
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi



Kayıt: Jun 03, 2004
İletiler: 3100

İletiTarih: Per Nis 30, 2009 11:38 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Alıntı:
Gülen grubuna Milli Gazete’de sıkı muhalefet yapılıyor. Gazetenin en etkili yazarlarından Mehmet Şevket Eygi, Fethullah Gülen için ‘din baronu’ imasında bulunuyor. Adını vermeden cemaati, “Rezil bir din sömürüsü var. Akılları tek bir zatta” diyerek eleştiriyor.

Mehmet sevki eygi'nin bu konuda doğru söylüyor olması;kendisinin de bir baska din baronu olan erbakanın adamı olduğu gerçeğini engellemez.Sanki mehmet sevki nin aklı başka bir kişide değilmiş gibi.Erbakanın başbakanlığı sırasında,konuta davet edilen şeyhler ve şıhlar ile;"ordunun tavrı açık,ne yapacaksanız yapalım haydi" teklifini unutmadık.Sofradan ilk kalkan nakşi liderinin ağzını silerken"ben de o kadar ihlas yok "dediğini ve yan çizdiğini,bilen bilir.geçmişin refahı olsun,bugünün saadetinin olsun,hayatlarını şeriat düzeninin gelmesi için geçirdiklerini de biliriz.Partinin dış kabuğu başkadır,örtünün altındaki niyet başka.Milli görüş,milli olmaktan başka her türlü bir görüştür.Fethullah gurubu ise,meseleyi tatlı mı olsun;yoksa kanlı mı?ikileminden;yavaş,yavaş,sindire sindire tatlı olsun seçeneğine indirmiş;ve sinsi bir örgütlenmeyi seçerek devleti ele geçirmiştir.rte ve akepe olayı;bu örgütlenmeye siyasi destek vermek ve alt yapının tamamlanmasını sağlamak içindir.İşleri bitirince ortada ne rte,ne de akepe kalacaktır.Bugün kutsal ergenekon kavramı kirletilerek oluşturulan kumpas;devleti ele geçiren fethullahçıların düzmecesidir.1 numara olarak Süleyman Demirel in adını öne sürecek kadar şaşkın bu örgüt;geçmişi bilmem ama,bugün yaratılan derin devletin işidir.Bu da polisi kullanan bir suç örgütüdür ki,asıl 1 numara FETHULLAH GÜlendir!Türkiye de darbe yapılacak denilerek dikkatler hem buraya çekilerek,kendi çalışmaları gizlenmekte;hem de bir karşı darbe hazırlanarak buna karşı çıkacak kurum ve kişiler yıpratılarak gerekli ortam hazırlanmaktadır.Geçmiş de özal ın kurmak istediği polis devleti bugün krulmuştur.Geçmişi hatırlayın.Terör için polisin eline verilen 90 lı yıllardaki ağır silahların neden toplatıldığını hatırlayın.Bugün elleriyle koymuş gibi,toprağın altından çıkarıp da rektörlere,şunlara bunlara atılan çamurların nedeni olan silahlar;büyük bir olasılıkla zamanında teslim edilmeyip gömülen silahlardır.
Bugün ellerinde güç var iken darbe yapmayan paşaların,yere silah gömerek hazırlık yaptıkları iddialarına;kargalar bile güler.Hele Hilmi Özkök ün darbe önlediği iddiaları tam bir komedidir.Darbe yapacak adam,genelkurmay başkanı falan dinlemez.Bu ülkede ittihatçılar iktidara gelirken,ihtilal yaparken ,kimse genelkurmay başkanından izin falan almadı.Almadığı gibi Harbiye Nazırı alnından vuruldu.Gene 27 mayıs da darbe albaylardan gelmiştir.Bunu genç nesiller bilmez ama,bizim gibi bu olayları yaşamış adamların;hala daha bunlara sahip çıkmasını anlamakta güçlük çekiyorum.İnsanın ders almadığı sürece geçirdiği hayat,ot gibi boşa geçirilmiş koca bir ömürdür.
saadet partisi başkanı demiş ki;
Alıntı:
NK- Samimiyetle söylüyorum. Biz Türkiye’de hiçbir gruba savaş açmayız. Saadet Partisi bir siyasi partidir. Gülen cemaati ise bir cemaat örgütlenmesidir. Herhangi bir cemaatin nasıl bir siyasi faaliyet içinde olacağı da bizim etkimizde değildir. Ama en azından şunu söyleyebilirim; son seçimlerde Fethullah Hoca Efendi cemaatinin yayın organları ve onu destekleyen çevrelerde Saadet Partisi ile ilgili uzak bir görüntü sergilemişlerdir. Fakat daha önemlisi şudur; Adalet ve Kalkınma Partisi ile çok yakın diyalogları olduğu görülmüştür. Bu seçimlerde belki de ilk kez bu cemaatin bu kadar açık politize olduğuna şahit olduk.”

Yapma ya!Ciddi misin?Günaydınlar,günaydınlar.Saman gazetesi kaç yıldır ne iş yapıyor?
O mümtazlar bilmemneler;kaç yıldır neler yazıyor?Mümtaz ile ahmet altanı,şunu,bunu bir araya getiren güç nedir?Nasıl oldu da,eskinin komünistleri bugünün dincileriyle kol kola girdi?Yabancı vakıflardan kaçar lira aldıklarını,bir köşe yazısını kaç dolara yazdıklarını bilmiyor muyuz?Bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm seçimlerde,tarikat şeyhlerinin işaretine bakıldığını sanki bilmiyor!Bakın onlar fethullahçıların bir taraflarını açarken,fethullahçılar ne yapıyor?
Alıntı:
'Mehmet Şevki Eygi'yle polemiğe girmek istemiyorum' diyen Zaman yazarı Hüseyin Gülerce şunları söyledi:
'Biz 'varsa yoksa Fethullah Hoca' demiyoruz ki! Varsa yoksa eğitim diyoruz, diyalog diyoruz, hoşgörü diyoruz, muhabbet diyoruz. Varsa yoksa Fetullah Hoca diyenler, bu hizmetlerden rahatsız olanlardır. Sayın Eygi, ferdi Müslümanlık hayatı yaşayan biridir. Mehmet Şevki'nin yazdıklarının da vebali var. Hizmetlerde bulunanlara böyle yakıştırmalarda bulunarak, Müslümanlara saldırmak isteyenlere durmadan malzeme veriyor. Bunun da hesabını kendisinin yapması gerekiyor.'

Eygi 'Halife' Istedi

Eygi, tartışma yaratan yazısında, İslam için toplanan paraların nasıl harcanması gerektiğini de sıraladı. Müslümanların başına 'Halife' anlamına gelen 'Imam - ı Kebir' gelmesi gerektiğini de belirten Eygi'ye göre yardım paraları paralar iman, namaz ikamesi ve edası; gerçek din alimleri, din hizmetkarları, mürşitler, rehberler yetişmesi; ilim, sanat, kültür ve medenileştirme gibi hizmetlere aktarılmalı. Eygi yazısında yardım paralarının Müslümanların başına bir İmam-ı Kebir gelmesi için yapılacak hizmetlerde harcanması gerektiğini savundu.


Bu da gerçek!Bu da mehmet sevki denilen adamın ne mal olduğunu ortaya koyuyor.
Ne farkları var?
İşte bunun için diyoruz ki;ülkücü şucu ya da bucu olmaz.Ülkücü ne demirelcidir,ne erbakancıdır,ne menderescidir,ne de özalcıdır.ne de cemaat elemanıdır.
9 ışık dan zerre kadar nasiplenmemiş,ve onun dediklerinin tamamiyle tersi bir siyaset ve ekonomi izlemiş adamların yandaşları;bu davanın elemanları olamaz!
Ülkücü uyanık olmalıdır.Bizi gaza getirmek için;mhp şunları yaptı da %2 yükseldi.Şunları da yaparsa iktidar olur diye ,bizi din eksenli bir siyasete bulaştırmak üzere seçim yorumu yapan adamlar bizi uyutuyor.Biz kimsenin yedek lastiği,cankurtaran simidi değiliz.
Geçmiş de bunlarla yapılan ittifaklar;o günün şartlarında komünist bir darbeyi önlemek için,bizim zorunlu olarak içinde bulunduğumuz siyaset taktikleridir.Bizim Başbuğumuz, rahmetli Muhsin reisin bile anlayamadığı şekilde;bu devletin bekası,ve pkk terörünü bitirmek için yapılan dyp-chp koolisyonunun mimarıdır.Ondan bundan değil,kendisinin ilimizi ziyaretinde kendi ağzından duydum da onun için yazıyorum.Biz bu devletin bekası için onlarla ittifak yaptıysak,onlardan değiliz.Sap ile samanı karıştırmamak gerekir.
Din üzerinden siyaset bizim işimiz değildir.Bizim davamız,Türk Milliyetçiliğidir.Bizim siyasi kitabımız 9 ışıktır!Bizim hocamız NİHAL ATSIZDIR!gÜCÜMÜZ VE ESİN KAYNAĞIMIZ;BİNLERCE YILLIK KESİNTİSİZ TÜRK TARİHİDİR!
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Pts May 04, 2009 11:22 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Gülen tarikatı hükümetteki icracı bakanlıkları ele geçirdi



Ankara- Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan yeni hükümette icracı bakanlıkların hemen hemen hepsinin Gülen tarikatına yakın kişilere verildiği görüldü. Böylece bundan bir kaç gün önce Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un basın toplantısında "cemaatler" derken neyi kastettiği de anlaşılmış oldu. Özellikle Abdullah Gül'ün danışmanı olarak başlayan daha sonra Erdoğan'a danışmanlık yapan ve Filistindeki radikal İslamcı Hamas ile ilişki kuran Davutoğlu'nun, milletvekili olmadan Dışişleri Bakanlığına getirilmesi dikkat çekti. Tarikatçı Bakanlardan Ali Babacan'ın tüm ekonomik gücü elinde toplaması öteki tarikatçı bakan Mehmet Şimşek'in Unakatına'ın yerine getirilmesi ve bir çol gerginliklere neden olan Ömer Dinçer'in yanısıra eski Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın başbakan yardımcılığına atanması da kabinede bir kavga edecek kişinin bulunma gereğine inanıldığı izlenimi yarattı.

Başbakanın hazırladığı yeni kabine şöyle;

Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Cemil Çiçek
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Bülent Arınç
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı: Ali Babacan
Devlet Bakanı: Egemen Bağış
Devlet Bakanı: Hayati Yazıcı
Devlet Bakanı: Mehmet Aydın
Devlet Bakanı: Faruk Nafiz Özak
Devlet Bakanı: Mehmet Zafer Çağlayan
Devlet Bakanı: Faruk Çelik
Devlet Bakanı: Cevdet Yılmaz
Devlet Bakanı: Selma Aliye Kavaf
Adalet Bakanı: Sadullah Ergin
Milli Savunma Bakanı: Vecdi Gönül
İçişleri Bakanı: Beşir Atalay
Dışişleri Bakanı: Ahmet Davutoğlu
Maliye Bakanı: Mehmet Şimşek
Milli Eğitim Bakanı: Nimet Çubukçu
Bayındırlık ve İskan Bakanı: Mustafa Demir
Sağlık Bakanı: Recep Akdağ
Ulaştırma Bakanı: Binali Yıldırım
Tarım ve Köyişleri Bakanı: Mehmet Mehdi Eker
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Ömer Dinçer
Sanayi ve Ticaret Bakanı: Nihat Ergün
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Taner Yıldız
Kültür ve Turizm Bakanı: Ertuğrul Günay
Çevre ve Orman Bakanı: Veysel Eroğlu



Habergazete.com
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
sinan37
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye



Kayıt: Jan 17, 2006
İletiler: 558
Şehir: Kastamonu

İletiTarih: Sal May 05, 2009 8:50 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Özellikle Milli eğitim tamamen cemaatci öğretmenler tarafından dolduruldu.Okullardaki öğretmenlerin neredeyse %75i cemaat mensubu.E bu kadar sayı fazla olunca diğer öğretmenlerde ister istemez sessiz kalıyorlar.Masaların üstünde zaman gezetisi ve birsürü iftiralar..
siyasi veya güncel tartışmalara girdiğinizde tek kişi kalıyor fikirlerinizi rahat savunamıyorsunuz.

abd ve israile tek kelime edemeyenler kendi ülkesinin vatansever insanlarına terör örgütü kurdu iftirası ile saldırmaya çekinmiyorlar...

ALLAH SONUMUZU HAYIR EYLESİN.

KONUNUN BAŞLIĞI GERÇEKLEŞMELİ VE ABD EMİRERLERİ TASFİYE EDİLMELİDİR..
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
cCcBilgecCc
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Mar 14, 2003
İletiler: 326

İletiTarih: Pzr May 10, 2009 4:51 pm    ileti konusu: Ergenekon adını Fethullah Gülen verdi!... Alıntıyla Cevap Gönder

Veli Küçük: Amerika'daki Bahai şeyhinin talimatıyla verildi bu isim.
.

''Ergenekon'' davasının tutuklu sanıklarından emekli Tuğgeneral Veli Küçük, ''Ben kimseden destek ve yardım almadım. Varsa bir suçum hesabını vereceğim'' dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmanın öğleden sonraki bölümünde Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, taleplere geçti.

Duruşmada söz alan Veli Küçük, 16 aydır tutuklu olduğunu, ancak buna itirazı bulunmadığını belirterek, şikayetleri olduğunu söyledi.

Bu dava için ''Ergenekon'' isminin kullanılmasından şikayetçi olan Küçük, Fethullah Gülen'i kastederek, ''Amerika'daki Bahai şeyhinin talimatıyla verildi bu isim. Fethullah'ın, Bahai şeyhinin örgütlediği bir örgütlenme götürüyor Türkiye'yi'' şeklinde konuştu.

''Genelkurmay ve ordunun bu davaya ilişkin sergilediği tutumun doğru olduğunu'' ifade eden Küçük, ''Ben kimseden destek ve yardım almadım. Varsa bir suçum hesabını vereceğim, ama ben de yanlışı yapanlardan hesap soracağım. Kimse bana elini uzatmasın. Ben suçlu değilim'' diye konuştu.

''Ben her şeyi öğrendim de burada niye tutukluyum onu öğrenemedim. Azrail ile anlaşmam yok, ama ömrüm olduğu sürece bu haksızlığı yapanlarla uğraşacağım'' diyen Küçük, ''yakada Türk Bayrağı ya da Atatürk rozeti olmasının bu davada tutuklanmak için yeterli geldiğini'' savundu.

Küçük, tutuklanma sebebine ilişkin de şunları kaydetti:
''ABD'nin Büyükelçisi, İsmail Yıldız'a üç kez gitmiş, 'Beni Veli Küçük ile tanıştır' demiş. Ben, Güney Azerbaycan'ı karıştırırsam, ABD İran'a oturacak. Anladığım kadarıyla beni abartıyorlar. Tamam bütün Azeriler beni sever sayar, ama benim o kadar gücüm yok. Ben tanışmayı kabul etmediğim, 'Orta Doğu yerinde kalacak, Türkiye parçalanmayacak' dedim diye suç işledim, buradayım.''

İddianamede, PKK ve DHKP/C gibi örgütlerle ilişkisi olduğunun belirtildiğini ifade eden Küçük, bu örgütler tarafından kendisine yönelik birçok suikast girişiminde bulunulduğunu, bunlardan birinde de oğlunu kaybettiğini söyledi.

İllegal değil, legal ticaret bile yapamadığını anlatan Küçük, çevresinin geniş olduğunu, bunun bir suç olmadığını belirtti.

Mahkeme Heyeti, talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya ara verdi.
....
AA
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Pts May 25, 2009 10:38 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder





Saylan Umre'ye gitti, Gülen neden gitmedi?



Obama'yı bile Müslüman yaptınız, Saylan'ı dinsiz. Saylan'ın Kabe'deki görüntüleri yayınlandı. Peki sizin hocaefendiniz neden hacca gitmedi?'

Geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan hakkındaki tartışmalar bitmiyor. Uzun süredir bazı medya oganları ve belli cemaatler tarafında hedef gösterilen ve hakkında "Hristiyan", "misyoner" gibi iddialar ortaya atılan Saylan'ın cenazesinin İslami kurallara göre kaldırılması da tartışamları bitirmedi.

CEMAATİ KIZDIRACAK YAZI

İslami ve Milli konulardaki duyarlılığı ile bilinen Yeni Mesaj gazetesi yazarı Muharrem Bayraktar, bugün yazdığı yazıda Türkan Saylan hakkındaki iddiaları ve bu iddiaların sahiplerini karşılaştırdı. Bayraktar, "Gülen Cemaati" kaynaklı bu iddialara cevap verirken, cemaati kızdıracak sorular da soruyor.

İşte Yeni Mesaj yazarı Muharrem Bayraktar'ın o yazısı..


Türkan Saylan Müslüman mıydı?

ÇYDD Başkanı Türkan Saylan öleli beri, "Saylan yanlıları " ave karşıtlarırasında yoğun bir savaş başladı. Bu savaş "Saylan'ın" dini ile ilgili idi. Medyada neredeyse her gün bu savaşın değişik yansımalarını görüyoruz.

Ekranlarda "Saylan içerikli" ,bardakların havada uçuştuğu tartışma programları yayınlanıyor.

Kendilerinden başka Müslüman tanımayanlara göre Saylan dinsiz

Kendilerinden başka "Müslüman" tanımayan, kendi kriterleri dışındaki Müslümanları sadece siyasi tercihlerine göre yaftalayıp rahatlıkla "dinsiz" ilan eden malum güruha göre "Saylan" dinsizdi.

"Saylancılara" göre ise, hanımefendinin annesi her ne kadar Hıristiyan asıllı ise de daha sonra din değiştirip Müslüman olmuş bir aile idiler. Zaten vasiyeti üzerine de İslami usullere göre defnedildi, cenazesini eski bir müftü kıldırdı.

İşin doğrusu ne?

1. Bu konuda İslamın hükmü açık. Kelime-i Şahadet getiren yani Allahın varlığına, birliğine, Hz. Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna inanan herkes mümindir, Müslüman'dır. Bir kişi, geçmişte ister Hristiyan olsun, ister Musevi, ister putperest eğer Allah'ın varlığını ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini dil ile ikrar edip kalp ile tasdik ediyorsa, o kişi mümindir. Mümin birine "kafir" diyen kişi dinden çıkar!

2. Ben, Türkan Saylan'ın yukarıdaki anlamda imanına bireysel olarak şahit değilim. Ama annesi Lilimina Reiman'ın 28 Haziran 1935'de Beyoğlu Müftülüğü'ne giderek (9/154) sayılı kararla Hristiyanlığı terk edip Müslümanlığa geçtiğinin belgesi var. Kızı Türkan Saylan'ın da annesinin yeni dinine yani İslam dinine inandığı söyleniyor.

3. Hatta bunu ispatlamak için, Saylan'ın umreye gittiği görüntüler, Kabe'yi ziyaret ettiği fotoğraflar yayınlandı. Kaderin cilvesine bakın "Saylan'a dinsiz diyenler arasında yer alan bir cemaatin, ne üstadları ne de hoca efendileri" Kabe'ye gidip hacı olma şerefine nail olabildi!" Yani "dinsiz" denilen Saylan bu manada üstaddan da bir adım önde!

4. Türkan Saylan'ın ÇYDD başkanlığı döneminde burs vereceği öğrencileri "başörtülerine" göre belirlemesi ise hiçbir şekilde tasvip edilmeyecek bir yanlış. Bunun adı ayrımcılıktı. "Örten gitsin, örtmeyen" gelsin anlayışı ne demokrasiye ne çağdaş yaşam denilen kriter uyar. Bu sadece Saylan'ın değil başta CHP olmak üzere bütün türbanlıları hasım gören bir zihniyetin hatalı tatbikatı idi ve bu tatbikat kimden gelirse gelsin yanlıştı.

5. Ama, mesela, benim de bir burs veren bir derneğim olsaydı ve televizyonlara çıkıp "keşke bu ülkeyi İngilizler yönetseydi, keşke onlar olsaydı, o zaman haklarım daha geniş olacaktı" diyen başörtülü Nuray Bezirgan benden burs isteseydi ben de zırnık vermezdim. "Git, İngilizlerden iste" derdim.

6. Türkan Saylan ve etrafındakiler, burs verirken sadece "bu ülkeye ihanet etmeyecek, vatanını milletini seven herkese" kılık kıyafetine bakmadan burs verselerdi bu yazının muhtevası da kuşkusuz daha farkı olacaktı. O zaman onu ve etrafındakileri ayakta alkışlayacaktım. Ama böyle bir şey yok. Eğer bir kişi Müslüman ise, o dinin değerlerine saygı göstermeyi de bilmeli. Hayatı boyunca bu konuda güzel örnekler ortaya koymayanlar, öldüklerinde vakitçilere, tetikçilere ve Emevi İslam anlayışına mensup olanlara böyle malzeme veriyorlar.

7. Birden şuradan bakalım: Bu zevat, ABD'nin yeni başkanı Obama'nın sırf adındaki Hüseyin'den dolayı ve dedesi Müslüman'dı diye, Müslüman olduğunu iddia ediyorlar. Oysa Obama "Ben Hıristiyanım" diye bar bar bağırıyor. Kiliseye gidiyor, domuz eti yiyor, haç çıkartıyor. Ama bilhassa bizim nurcu zevat bin bir dereden su getirerek "Obama Müslüman!" diye yazılar döşüyor.

Peki soralım sırf dedesi Müslüman diye bugün apaçık Hıristiyan olan bir kişiyi Müslüman ilan etmek için çırpınıyorsunuz da, annesi Hıristiyan olan ama daha sonra İslam'a geçen bir aileye neden "dinsiz" yaftasını vurmakta beis görmüyorsunuz?

Türkan Saylan'ın bugün "ülkeyi bölmeye yönelik,bir takım faaliyetleri olduğuna dair" elinizde bilgiler olsaydı eminim, onun dinine imanına bakmayıp arkasından methiyeler düzecektiniz.

8. Çünkü bu kesimin yazar kadrosunda bir sürü Hristiyan, Musevi ve ateist var ama AB müttefikliğinde, Amerikan dostluğunda , liberal sömürüye ortak olmada ve Türk düşmanlığında ittifak ettikleri için gayet dostane yaşıyorlar.
Yani din u iman hikaye!

9. Saylan'ın Dünya Kilisler Birliği'nden para aldığına dair iddialar için lütfen Yeni Mesaj Gazetesi'nden 27.04.2008 tarihli yazımı okuyunuz.

10. Türkan Saylan günahlarıyla sevaplarıyla bugün Allah'a hesabını veriyor. Şöyle bir düşünün, son on yılda en çok kimler papazlarla, hahamlarla el ele kola, iftar sofralarında kucak kucağa göründü? Kimler Vatikan'ın bir parçası olduğuna dair mektuplar yazdı?

Kimlerin üstatlarının risalelerinde "misyonerlerle ittifak" yapın diyen satırlar var? Türkan Saylan'ın mı "öbürlerinin mi?"

Rusya'da kolej açıp Hıristiyanlara domuz eti servisi yapmayı hizmet kabul edenler ya da 28 Şubat'ta "Kuran Kurslarına yasak getirilmesi, İmam hatiplere girişin önünün kesilmesi, cami yapımına imar kısıtlaması getirilmesi kararlarını siyasi icraatın başı olarak imzalayanları sırf kendi yandaşı diye alkışlayanlar, bugün kimin daha çok Müslüman, kimin dinsiz olduğunu sorguluyorlar.

DOMUZ ETİ SATIŞINI DA SAYLAN MI SERBEST BIRAKTI?

Öyle ye bu ülkede domuz eti satışını da Saylan gerçekleştirdi, kimliklerden din hanesinin kaldırılmasını da Saylan sağladı, mahkemelerde Allah üzerine yemini de Saylan kaldırdı!

Olaya çift taraflı bakmayınca herkes kendi ideolojik şablonuna göre birbirini biçiyor.
Lütfen biraz farklı gözlükler kullanalım.


Muharrem Bayraktar / mbayraktar@yenimesaj.com.tr
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Cum Haz 19, 2009 6:54 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder






Amerikan laikliğini istiyoruz




Gülen Enstitüsü Başkanı Dr. Alp Aslandoğan, cemaatin hedeflerini açıkladı.

Gülen Enstitüsü Başkanı Dr. Alp Aslandoğan, “Türkiye’nin her şehrinde hareketin bir şubesi ya da bir yapısı var. Cemaatin hedefi, her Türk vatandaşının bir şekilde hareketle içli dışlı olmasıdır. Herkes potansiyel hedeftir” dedi. Milliyet'in haberine göre ABD’nin Houston kentinde faaliyet gösteren Gülen Enstitüsü Başkanı Dr. Y. Alp Aslandoğan, Washington’daki Uluslararası ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (CSIS) Türkiye Programı Direktörü Dr. Bülent Alirıza’nın yönettiği bir panelde, cemaatin son dönemde içinde bulunduğu tartışmalı konularla ilgili açıklamalarda bulundu.

Konuşmasında cemaatin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile bir sorunu olmadığını belirten Aslandoğan, “Son olaydan sonra Gülen bir açıklama yaparak, Türk ordusunu yıpratmanın doğru olmadığını söylemiştir. Ordu hepimizin ordusudur. TSK’da münferit olarak cemaati sevmeyenler olabilir. Ama bazı emekli askerlerin de cemaate büyük sempati beslediğini biliyoruz” dedi.

Gülen cemaatinin 1960’larda Fetullah Gülen’in İzmir’deki vaazlarıyla başladığını ve Kestane Pazarı’ndaki dershanenin öğrencileri aracılığıyla yayıldığını anlatan Aslandoğan, “Hareket sadece gönüllülerin ve aynı değerlere bağlı insanların desteğiyle 40 yılda yardım teşkilatı, okulları, hastaneleri, bankaları, işadamı grubu ve medya ayağı olan uluslararası bir hareket haline geldi” diye konuştu. Hareketin bir hiyerarşisi ve bir merkezi olmadığını belirten Aslandoğan, “Türkiye’nin her şehrinde hareketin bir şubesi ya da bir yapısı var. Hareket, devletin diğer organlarına olan güvensizlikten doğdu. Halk, bu hareketin paralarını alıp gitmeyeceğini gördü. Cemaatin hedefi, her Türk vatandaşının bir şekilde hareketle içli dışlı olmasıdır. Herkes potansiyel hedeftir. Kapı herkese açıktır” dedi.

"HERKES YÜZDE 5, 10, 15 YARDIM YAPAR"

“Cemaatin mali durumu hakkında şeffaflık” sorularını yanıtsız bırakan Aslandoğan, “Bunu açıklamak mümkün değil. Harekete giren herkes maddi durumuna göre, yüzde 5, 10, 15 yardım yapar. Bir işçi yılda 500 dolar verir, bir işadamı 1 milyon dolar verir. Bunun hesabı yoktur. Vereceğimiz rakamın manası yoktur” ifadesini kullandı.
Bağış toplantılarının evlerde “çay sohbetleri” ile başladığını ve her davetlinin çevresindekilerden birkaç kişiyi daha harekete getirmek için cesaretlendirildiğini anlatan Aslanoğlu, “Bu hızla büyüyen hareket çok yakında Türkiye nüfusunun önemli bir çoğunluğunu içine alacaktır” dedi.

"SAYLAN'A TAVIR MÜNFERİT"

Aslandoğan, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı gibi eğitim kurumları ve yöneticileri hakkında Zaman gazetesi ve Samanyolu televizyonunda yapılan yayınlar hakkında, “Bazı yayın kuruluşlarında bireysel tavır almalar olmuş olabilir. Bunlara münferit olaylar olarak bakmak gerekir. Hiçbir sivil toplum kuruluşuna karşı değiliz. Memlekette herkese hizmet verecek kadar sorun var” diye konuştu.

Gülen Hareketi’nin tüm partilere eşit mesafede durduğunu iddia eden Aslandoğan, “Hareketin içindeki isimlerin bir partiden aktif siyasete girmesini istemeyiz. Onun yerine tüm partilerde aktif olarak görev almalarını tercih ederiz” dedi.

Taraf gazetesinde yayımlanan “İrticayla Mücadele Eylem Planı” belgesi hakkında, “Gülen hareketini yok etmeye çalışmak kendi içinde bir çelişkidir. Çünkü, bu hareket Türk halkından güç alıyor. Bunu yıkmak Türk halkını yıkmaktır” ifadesini kullanan Aslandoğan, “Hareket bir kişinin hareketi değildir. Sayın Gülen arkasında Mevlana gibi bir felsefe bırakmak istiyor” diye konuştu.

"BİZ DE KADRO DIŞIYDIK"

Aslandoğan, AKP iktidarında özellikle Emniyet, Milli Eğitim, Adalet ve Sağlık Bakanlığı’ndaki kadroların Gülen hareketinden seçildiği iddiaları için ise, “Kadrolaşma her hükümette vardır. Daha önce de bizler kadro dışında tutulurduk. Bunda özel bir durum yok. Bunu ispatlayan belirgin bir kalıp da yok” yorumunu yaptı.

Her Türk vatandaşının Gülen hareketi ile bir şekilde ilgili olmasını istediklerini söyleyen Aslandoğan, “Asla bir siyasi parti olmak, devleti ele geçirmek istemiyoruz. Türkiye’nin açık ve ayrımcılığın olmadığı, herkesin her konuma gelebildiği bir toplum olmasını istiyoruz” dedi.
Cemaatin laiklik anlayışını “Amerikan laikliğini istiyoruz” diye anlatan Aslandoğan, Gülen Hareketi’nin eğitimle başladığını belirtti. 1980’lerde Anadolu’daki muhafazakâr halkın, çocuklarının bilim, hukuk, ordu gibi konularda eğitim görmesini istemediğini iddia eden Aslanoğlu, “Ama Gülen bunun doğru olmadığını, dindarların da bu okullara gitmesi gerektiğini savundu” diye konuştu.



Yazete.com


Ayni konusmanin A.A. alintisi....



'Gülen hareketi bitirilemez, çünkü...'




Gülen Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi Yüksel Alp Aslandoğan anlattı


ABD'de bir düşünce kuruluşunda konuşan, Gülen Enstitüsü Yönetim Kurulu üyesi Yüksel Alp Aslandoğan, toplumun her kesiminden üyeleri olduğunu bu yüzden Gülen hareketinin ortadan kaldırılmasından bahsetmenin "anlamsız" olduğunu söyledi.

Washington'daki düşünce kuruluşlarından Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde (CSIS) düzenlenen "Gülen Hareketi" konulu toplantıda, Dinlerarası Diyalog Enstitüsü'nün Başkanı ve Gülen Enstitüsü Yönetim Kurulu üyesi Yüksel Alp Aslandoğan, toplumun her kesiminden insanların katıldığı bir hareketin ortadan kaldırılmasından bahsetmenin "anlamsız" olduğunu söyledi.
Aslandoğan, "Gülen Hareketi"ni, "İslam inancı anlayışı içinde kök salan bir sivil toplum hareketi" olarak tanımladı.

Alp Aslandoğan, inanca dayalı girişimin, eğitim fırsatları yaratma amacıyla başladığını ve bugün uluslararası bir fenomen haline gelerek birkaç milyon olduğu tahmin edilen üyeleri bulunduğunu söyledi. Aslandoğan, Gülen hareketinin belli bir merkezi yönetimi olmadığını da özellikle vurguladı.

"GÜLEN DE DİNİ LİDER AMA BİN LADİN'E 'CANAVAR' DİYOR"

Aslandoğan, Fethullah Gülen'in 11 Eylül saldırılarını şiddetle kınayan bir dini lider olduğunu ve Suudi asıllı terörist Usame Bin Ladin'i "bir canavar" olarak nitelediğini de anlattı ve Gülen hareketinin "şiddetten uzak, inançlar arası diyaloğu destekleyen bir hareket olduğunu" söyledi.

Oturumu yöneten CSIS Türkiye projesi direktörü Bülent Alirıza, Aslandoğan'ın, hareketin siyasi olmadığını söylemesine karşılık, siyasi bir etkisi bulunduğunu ve bu hareketi yok etmeye yönelik bir girişime ilişkin belgenin Türkiye'nin gündeminde bulunduğunu hatırlattı.

Aslandoğan ise Gülen hareketi mensuplarının kişisel olarak, her Türk vatandaşı gibi siyasetle ilgilenebileceğini ancak herhangi bir siyasi partiye bağlılık göstermeyeceğini, bunun temel prensip olduğunu söyledi.

"BELLİ DEMOKRATİK İLKELERİ BENİMSEYEN HER PARTİ HAREKETTEN DESTEK GÖRÜR"

Siyasete katılımın, "konular ve değerler düzeyinde" bulunduğunu belirten Aslandoğan, "Bazen belli bir siyasi partiyle politikalar benzer olabilir. Ama bugün belli bir siyasi partiye yakın gibi görünmekle birlikte, yarın başka bir siyasi partiyle de yakın görünebilir" dedi. Aslandoğan, belli demokratik ilkeleri benimseyen herhangi bir partinin, hareketten destek görebileceğini vurguladı.
Alirıza'nın, "Gülen hareketini ortadan kaldırmaya yönelik girişime ilişkin görüşünüz nedir?" sorusu üzerine Aslandoğan, "Gülen hareketinin yok edilmesinden bahsetmek anlamsız. Çünkü hareketin içindekiler, toplumun her kesiminden gelen Türk halkıdır" diye yanıtladı.

GÜLEN ÖLÜRSE HAREKET NE OLUR?

Bir katılımcının Gülen'in neden ABD'de yaşadığı yönündeki sorusuna karşılık Aslandoğan, sağlık ve siyasi sorunları neden olarak gösterdi. Gülen'in Türkiye'ye dönmesinin önünde yasal bir engel bulunmadığını belirten Aslandoğan, buna karşın Gülen'in, stresten uzak durarak sağlığını korumak istediğini ve bazı siyasi partilerin, dönüşünü istismar etmesinden endişe ettiği için ABD'de kalmayı sürdürdüğünü söyledi.

Gülen'in vefatı durumunda harekete ne olacağı sorusu üzerine Aslandoğan, "Bu, kişiye bağlı bir hareket değil" dedi ve Mevlana Celaleddin Rumi'nin ölümünün ardından anlayışının devam ettiğini belirtti.

"EMEKLİ OLUP BİZE GÜLEN İÇİN OLUMLU GÖRÜŞ BELİRTEN ASKER VAR"

Bir başka katılımcının, Gülen hareketinin neden askerlerle iyi ilişki içinde olmadığı sorusu üzerine Aslandoğan, ''Sorunuzdaki yargıyı paylaşmıyorum. Orduda belli bireylerin Gülen hareketine ilişkin olumlu veya olumsuz görüşleri olabilir. Emekli olduktan sonra olumlu görüş belirtenleri biliyoruz'' dedi.
Son gelişmelerde, Gülen'in, ordunun güvenilirliğini sarsacak girişimleri onaylamadığına dair bir açıklama yaptığını belirten Aslandoğan, kanunlara aykırı iş yapanlar varsa bunların adalet önüne çıkarılması gerektiğini de Gülen'in vurguladığını söyledi. Aslandoğan, Gülen'in, ''devleti ve orduyu destekleyen açıklamaları yüzünden'' zaman zaman eleştirildiğini de kaydetti.


"HER SİYASİ PARTİYE EŞİT UZAKLIKTAYIZ"

Hareketin içinde olduğu bilinen kişilerin siyasi görevler alma konusunda cesaretlendirilmediğini belirten Aslandoğan, her siyasi partiye eşit mesafenin korunmasına çalışıldığını savundu.

Gülen hareketinin ana amacının ne olduğu sorusu üzerine Aslandoğan, ABD'de yaşadığı süre içinde öğrendiği bir söz olan, ''başarı ulaşılan yer değil yolculuktur'' sözüne işaret etti. Aslandoğan, "amaç kişisel fedakarlıkla, faaliyetle Allah'ın memnuniyetini aramak. Açık, demokratik ve ayrımcılığın olmadığı bir toplum" dedi.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
altaylar
Deneyimli Üye
Deneyimli Üye



Kayıt: Jan 09, 2006
İletiler: 262
Şehir: Almanya

İletiTarih: Cmt Eyl 12, 2009 12:44 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Nur cemaatinin kurucusu Saidi Nursi yada Bediüzzaman yada Kürt sait in eserlerinden alintidir. Yani bugün bu cemaatin lideri durumunda olan Fethullah Gülenin hocasinin Atatürk ve Ismet pasa üzerine yazilari:



Alıntı:
Lozan'ın İçyüzü (Büyük Doğu Mecmuasından) (EMİRDAĞ LÂHİKASI-II) 490

(Bera-yı malûmat size gönderildi.)

Büyük Doğu*nun yirmi dokuzuncu sayısında

"Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden:

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en manidar sözünü söyledi. Dedi ki:

"Türkiye, İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."

Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakiki kasıtları anlayamayan İsmet Paşa*, bir aralık bütün Hristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesatı kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:

"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden..." yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri -yani İsmet'in beslediği- azmin, inkâr edilmez delilidir.

Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yani İsmet'in eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'i azimle ne kasdettiği ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.

Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trende Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve başbaşa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima başbaşa... Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."

Lozan Konferansı'nın ikinci sahifesi... Artık her şey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile her şey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salib kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut için ve milli irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir.


http://www.nuralemi.com/sayfalar.php?id=30&mode=b&sayfaNo=490


O zamandan bu zamana hala dinimzi anlayamadan, sadece hocasinin dediklerine uyarak,
cahilcesine hareket eden, kendisinin arastirip ögrenmesi yerine seyhlerinin sihlarinin pesinden giden, hatta Peygamberini dahi unutacak dereceye gelip seyhlerine ve hoca efendilerine tapanlar malesef günümüzde hicte kücümsenmeyecek kadar fazla. Gercek Müslüman ve Türk milleti olarak uyanik olmali, etrafimizdakileri de aydinlatmaliyiz.
Bu sahislarin kim ve ne olduklarini bilmeden pesinden gidenleri Allah dogru yola iletsin dilegi ile saglikli esen kalin.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder E-Posta gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Cmt Eyl 19, 2009 9:35 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder




Cemaate soruları sızdırdılar




Sınavdan günler önce FEM Dershanesi’nde bazı adaylara ‘deneme testi’ şeklinde verildiği iddia edilen 100 sorunun 85’i, küçük değişikliklerle sınavda çıktı. Bursa’da suç duyurusu yapıldı.

öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (öSYM) tarafından geçtiğimiz pazar günü yapılan Polis Meslek Yüksekokulları(PMYO) sınavında, soruların büyük bir kısmının önceden çalındığı öne sürüldü. Sınavdan günler önce bazı adaylara “deneme testi” şeklinde verildiği iddia edilen 100 sorunun 85’i sınavda küçük değişikliklerle adayların karşısına çıktı.

Sınavdan 2 saat sonra da deneme testinin bir kopyası öSYM’nin eline geçti.

Milliyet Gazetesi'nde GüRKAN AKGüNEŞ imzasıyla yer alan habere göre; Bursa’da sınava giren iki genç ise, soruların çalındığını öne sürürek suç duyurusunda bulundu. PMYO sınavına İstanbul’da giren FEM Dershanesi Pendik Şubesi’nin bir öğrencisi de dershanenin 50 öğrencisine deneme testinin çözdürüldüğünü iddia etti. Durumun “mide bulandırıcı” olduğunu belirten öSYM Başkanı Prof. Dr. ünal Yarımağan, öSYM ve Emniyet’in olayı soruşturduğunu söyledi.

‘Batı Yayınları’ ibaresi

Türkiye genelinde geçtiğimiz pazar günü 60 binin üzerinde gencin katılımıyla yapılan PMYO sınavında çıkan soruların büyük bir kısmının daha önceden ele geçirilerek, seçilmiş bazı adaylara verildiği öne sürüldü.

Sınavdan birkaç gün önce dershaneler ve belli çevrelere ulaştırıldığı iddia edilen ve öSYM’nin sınavdan ancak 2 saat sonra bilgi sahibi olduğu fotokopi kitapçıktaki 100 sorudan 85’i öSYM’nin sınavında yer alan 120 soruyla neredeyse aynı.

Deneme kitapçığındaki Türkçe alanında yer alan 34 sorunun 19’u öSYM’nin soru kitapçığında da var. İlginç olan nokta ise kökleri aynı olan sorularda sadece küçük değişikliklere gidilmiş olması. Sadece ‘Batı Yayınları’ ibaresinin bulunduğu deneme kitapçığının kimler tarafından ve nasıl hazırlandığı şimdilik meçhul.

üçgen ters dönmüş

Deneme sınavı ile öSYM soru kitapçığı arasındaki benzerlikte en ilgi uyandıran nokta ise soruların özüne dokunulmadan küçük değişikliklere uğratılması. Deneme kitapçığındaki bazı sorularda yer alan x, öSYM kitapçığında a olarak verilmiş ancak sonuç ve rakamlar değiştirilmemiş. Şekilli sorularda da şeklin yönü değiştirilse de rakamlara ve soru köküne dokunulmamış.

Bazı geometri sorularındaki tek değişiklik ise üçgenin duruş şekli. Açılar ile verilen değerler her iki kitapçıkta da aynı. Sorular incelendiğinde deneme sınavındaki sorularda yer alan ipuçlarıyla öSYM’nin sınavında doğru cevaplara ulaşılmasının amaçlandığı ortaya çıkıyor. Deneme sınav kitapçığındaki 34 matematik sorusunun tümü, 36 soru bulunan öSYM’nin matematik bölümünde küçük değişikliklerle yer alıyor.

‘Hadise’ sorusu

Soruların aynı merkezden çıktığını düşünceye yol açan örnekler, kitapçıkların tarih coğrafya ve genel kültür sorularının yer aldığı bölümünde yoğunlaşıyor. Deneme kitapçığındaki 32 sorunun tümü öSYM kitapçığında da yer alıyor.

Burada da soru kökleri ve cevap şıkları aynı. İki kitapçık arasında bazen sorunun soruluş şekli bazen de şıkların veriliş şekli gibi küçük değişiklikler bulunuyor. örneğin öSYM’nin kitapçığının son sorusu ile deneme kitapçığının son sorusu arasındaki tek fark Hadise’nin ismi.

Denemede, “Eurovision şarkı yarışmasında bu yıl Türkiye kaçıncı olmuştur?” şeklinde yer alan soru öSYM sınavında “2009 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil eden Hadise kaçıncı olmuştur?” şeklinde adaylara yöneltilmiş. “TüSİAD Başkanı kimdir?”, “İstanbul Emniyet Müdürü kimdir?”, “16. Akdeniz Oyunları hangi ülkede yapılmıştır?” gibi birçok soru her iki testin de ortak soruları.

Pendik FEM’de sınav yapıldı iddiası

Deneme testinin FEM Dershaneleri’nin Pendik Şubesi’nde de sınava girecek öğrencilere çözdürüldüğü iddia edildi. öSS’ye hazırlanmak için bu dersaneye gittiğini, PMYO sınavına da girdiğini anlatan bir öğrenci, şu iddialarda bulundu:

“Deneme sınavlarının yapıldığı sırada il dışındaydım. Sınavda soruların verildiğini arkadaşlarımdan duydum ama aynı soruların çıkacağına inanmadım. Dersanede değil de bir özel yurtta deneme sınavları yapılmış. 3 gün aynı kitapçık verilmiş öğrencilere. Denemelere giren arkadaşlarımla konuştuğumda hepsi soruların aynı olduğunu ve sınavlarının çok iyi geçtiğini söyledi. Bir arkadaşım deneme sınavının bir kopyasını almış. Oradan kontrol edince soruların aynı olduğunu gördüm. Ben de girdim kendi çabamla yaptım. Birçok kişi bu yolla hak kaybına uğratıldı.”
Dershanenin idari sorumlusu Erdal Aktaş ise, PMYO sınavından bile haberi olmadığını savunarak, “Dershanede sınavın yapıldığına dair hiçbir bilgim yok. Olacağını da zannetmiyorum” dedi.

‘Sorular çalındı’ diye suç duyurusu

Bursa’da Erkan Kabakçı ve Mehmet Başbuğ, Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na soruların çalındığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Bir arkadaşlarının sınavda çıkacağını söylediği 6 soruyu sınav günü karşılarında görünce suç duyurusunda bulunan Kabakçı ve Başbuğ, haklarını sonuna kadar arayacaklarını söyledi. Kabakçı şunları söyledi:

“Sınava girmeden iki gün önce bir arkadaşım bana soruların çalındığını söyledi. Bu soruların bir cemaatin kontrolündeki dershanelere giden öğrencilere, sınav öncesinde yaptıkları bazı format değişikliğiyle verildiğini anlattı. Bu arkadaşım 4’ü genel kültür, ikisi matematik olmak üzere 6 soru verdi ve bunların sınavda çıkacağını söyledi. Ben inanmadım. Sınav günü aynı soruları karşımda görünce şok oldum. Sınavdan sonra bu arkadaşımla tekrar irtibata geçtim.

Aynı arkadaşım soru kitapçığının bazı sayfalarının fotoğraflarını bana sınavdan günler önce üzerinde tarih ve saat yazan e-mail’le gönderdi. Bu iletinin tarih ve saatinin değiştirilmesi mümkün değil. O zaman kazanamayacağım diye çok korktum. çareyi savcılığa suç duyurusunda bulunmakta buldum.”
Kabakçı’nın kendisine önceden iletildiğini öne sürdüğü bazı sorular şöyle:

- TüSİAD Başkanı kimdir?
- Dünyayı sarsan domuz gribi hangi ülkede ortaya çıktı?
- Hadise Eurovision’da kaçıncı oldu?
- 2009 Akdeniz oyunları nerede düzenlendi?







Nettavir.net
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Cmt Ekm 17, 2009 9:19 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder




Ali Metin Öksüz


Fethullah Gülen'in 35 yıldır CIA'den Maaş aldığı belgelendi....




CIA'nın Uçan Süpürgesi



Said-i Nursi müritliğiyle, Erzurum'dan yola çıkan gezici vaiz Fethullah Gülen'i, New York-Vatikan-Kudüs'e uçuran süpürgenin bir CIA imalatı olduğunu saptıyoruz.

Said-i Nursi, Yüzyılın başında İngiliz emperyalizminin İslam coğrafyasında egemenlik kurmak için kurduğu Nakşibendî tarikatının bir şeyhiydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışında işgalci güçlerle işbirliği nedeniyle mahkûm oldu, Atatürk döneminde yasaklıydı ama Türkiye NATO'ya girdikten sonra Nur tarikatını kurdu.

ABD yönetimi, NATO vasıtasıyla, üye ülkelerde ve çevre ülkelerde "komünizmle mücadele" adı altında doğrudan kendisinin hükmettiği paralel örgütler kurdu. 1991 yılında İtalya'da bütün NATO üyesi ülkelerde kurulduğu açığa çıkan örgüte Gladyo adı verildi. Oysa kendi kaynaklarında bu örgütlere "SüperNATO" adı veriliyor. Türkiye'deki SüperNATO örgütlenmesi, istihbarat örgütleri içinden doğdu, sonra Türkiye'nin bütün yönetimine egemen hale getirildi. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980'deki Amerikancı askeri darbeleri Türkiye'deki SüperNATO örgütü yaptı ve iktidara geldi. Türkiye'deki parlamenter yapı da tamamen SüperNATO'nun güdümüne girdi.

Fethullah SüperNATO'nun Çocuğu

Fethullah Gülen, bugün dört kıtada faaliyet yürüten şeriatçı örgütünün temelini, SüperNATO'nun ilk sivil örgütlenmelerinden olan Komünizmle Mücadele Derneği sayesinde atıyor. İlk şubesini 1954'te İzmir'de açan bu dernek, Türkiye'de şeriatçı sağcı militanların eğitim üssü. Gülen, Komünizmle Mücadele Derneği'nin ikinci şubesini de memleketi Erzurum'da açtırdığını Küçük Dünyam isimli kitapta övünerek açıklıyor.

"Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği'ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir'de vardı. İkincisi Erzurum'da bizim gayretlerimizle açıldı. Bir arkadaşı İzmir'e gönderip tüzük getirttik. Derneği kuracaktık. Ben bir vaazdan sonra anons ettim ve gençleri Caferiye Camii önünde topladık. Gayemiz komünizme karşı örgütlenmekti." (Latif Erdoğan, Küçük Dünyam, AD Yayınları, İstanbul, 1995, s.78.)

Gülen, örgütünün inşasına Nurcu kamplarıyla başladı. Burada sahip olduğu en önemli araç, İzmir Kestanepazarı'nda kurduğu "İmam Hatip ve İlahiyat'a Öğrenci Yetiştirme Derneği"ydi. O sırada, Komünizmle Mücadele Dernekleri'nden yetişenler de "komando kamplarını" kuruyordu. İlginç olan, her iki kampın da aynı mekânlarda düzenlenmesidir. Eğitmenleri de aynıdır; ABD'nin Türkiye'nin NATO üyeliği için koşul olarak kurdurduğu, parasını verdiği, eğitici yolladığı Gladyo. Şeriatçı Nur şakirtlerinin de, faşist ideolojiyi takip eden "Komandolar"ın da efendileri aynıdır: SüperNATO.

Belletmen olduğu Kestanepazarı yurdunda, gündüz yaramazlık yapanları akşam falakaya çeken Gülen'in bugün hükmettiği güç, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1998 başında hazırlanan bir raporda şöyle sıralanmaktadır:

"Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayımlanan 14 dergi, 15 ülkede yayımlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan iki radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kuruluşu" bulunmaktadır. (Batı Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Bilgi Notu, s.4 ve 5.)

Amerikancı Liderler Sayesinde Fethullah Gülen'in ABD ile kurduğu köprü hep işlektir. Gülen, yükselişindeki büyük basamakları Amerikancı liderlere borçludur. Örgütün kuruluşuna harç koyan, 1960'lı yıllarda dönemin uzun süre başbakanlık yapan Süleyman Demirel'dir.

Gülen, uluslararası ölçekte faaliyetini, ABD'nin Türkiye'de en güçlü olduğu yılda, 1980'de başlatmıştır. Devletin içindeki kaynakları o kadar sağlamdır ki, askeri müdahale yapıldığı 12 Eylül'den bir gün sonra 13 Eylül 1980'de,hakkındaki operasyon emrini öğrenip kaçabilmiştir.

12 Eylül yönetimi, bir yandan aranıyor iken onu Çanakkale Merkez Vaizliği'ne atamıştır.

12 Eylül döneminde örgütlenme faaliyetleri katlanarak devam etmiştir. Gülen örgütüne sıçramayı yaptıran, 1986'da yakalanmışken onu İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı kuvvetlerinin elinden alan dönemin başbakanı Turgut Özal'dır. Gülen, en büyük gelişmeyi, ABD vatandaşlığı ve CIA görevliliği Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nce soruşturulan Tansu Çiller'in başbakan olduğu 1993-1997 yılları arasında yaptı.

Gülen, Çiller iktidarında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terfi ve tayinlerine bile müdahale edecek güce ulaşmıştı. Fethullah Gülen, bir orgeneralin kuvvet komutanı olarak atanmaması için hangi girişimlerde bulunduğunu bizzat kendisi 10 Ekim 1995'te basın toplantısında açıklamıştı.

Reagan'ın Demokrasi Projesi ve Ulusal Demokrasi Vakfı

Fethullah Gülen örgütünün sıçrama yapmasıyla, ABD'nin dünyadaki etkinliğinin artması arasında bir paralellik bulunuyor. Gülen örgütü, ABD'de Reagan iktidarında, Sovyetler'i çözmek amacıyla yürütülen ve 1981'de resmileşen "Demokrasi" projesinin bir ürünü olarak serpiliyor. Demokrasi projesi, 1970'li yıllarda, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin belirlediği Yeşil Kuşak politikasının bir üst aşamaya çıkarılmış hali. ABD'nin Çelik Çekirdeği, bir yandan en katı Amerikancı askeri diktatörlükleri ayakta tutarken, bir yandan da örgütlediği CIA muhalefetine "insan hakları ve demokrasi" ihracı görevi veriyordu. "İnsan hakları"ndan kasıt, tabii ki etnik, dinsel ve kültürel haklardı. Dünyanın her yanını saran din ve mezhep savaşları, mikro milliyetçiliğin kışkırtılmasıyla milyonların canına mal olan milli boğazlaşmalar, bu projenin eseridir. Bu projeyi yürütmek için bir de örgüt kuruldu. National Endowment for Democracy. Yani Demokrasi Vakfı. Kısa adıyla NED diye anılan vakfın, CIA'dan daha etkin bir örgüt olduğu Newsweek dergisi tarafından teslim ediliyor.

ABD'nin "Project Democracy" si İslam ülkelerinde "ılımlı İslam"ın geliştirilmesi olarak piyasaya sürüldü. Ilımlı İslam ideolojisiyle, hem "dinler arası diyalog" için zemin oluşturuluyordu, hem de ABD'nin laiklik zemininde yükselen ulusal devletleri tahrip etmesinin aracı olarak işlev görüyordu. Ilımlı sözcüğü, İslam fundemantalizminde bir ılımlılık değildi. Şeriatın koyu iktidarı için mücadele eden Ilımlı İslamcı örgütler, ABD yönetimine ve politikalarına karşı "ılımlı" olmalıydı.

Pentagon tarafından İslam coğrafyasında "ılımlı İslam" hareketinin önderi olarak sayılan Gülen, kendi cemaatine ait Zaman gazetesinin 4 Eylül 1997 tarihli sayısında yayımlanan açıklamalarında, Batı ile
ilişkiler hakkında şu değerlendirmeleri yaptı:

"İnanmış bir insanın Batı karşısında, Batı'yla entegrasyon karşısında, Amerika'yla entegrasyon karşısında olması katiyen düşünülemez." (Zaman gazetesi, 4 Eylül 1997)

Gladyo'nun Rolü

Gülen örgütü, 12 Eylül Amerikancı askeri darbesinin "Türk İslam sentezi"ni resmi kültür politikası olarak benimsediği, tarikatların "sivil toplum örgütü" olarak kutsandığı, yeşil sermayenin önünün dizginsiz açıldığı koşullarda gelişti.

Gülen örgütünün gelişmesi, sadece bu iklimin dolaysız sonucu değil. Devlet içinde örgütlenen Amerikancı paralel devletin doğrudan bir müdahalesi var. Gülen'in Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı'nca yakalanmasına karşın aynı gün serbest bırakılmasıyla, cezaevindeki ülkücü gençlerin gruplar halinde Fethullah Gülen örgütüne intisap etmeleri aynı döneme rastlıyor. Gülen'in, Gladyo'nun tetikçileri Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı'larla ilişkisi de 1980'li yılların sonunda örülüyor. 1980 öncesinde MHP'ye bağlı Ülkü Ocakları Derneği'nin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Çatlı'nın 1996 yılında Türkiye'de büyük yankılara yol açan bir trafik kazasında üst düzey bir emniyet mensubuyla birlikte ölmesiyle, Özel Harp Dairesi'nin yetiştirdiği Gladyo tetikçilerini kamuoyu önüne çıkarmıştı.

Gülen, bu yıllarda cezaevinde mağdur durumdaki sahipsiz ülkücülere büyük maddi yardımlarda bulunuyor. Komünizmle Mücadele Derneği'yle Fethullah Gülen'in ikinci kucaklaşması bu döneme denk düşüyor. MHP'nin ikiye bölünmesi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun Büyük Birlik Partisi'ni kurmasında da Fethullah Gülen'in belirleyici rolü saptanıyor.

Büyük Birlik Partisi'nin militanları 1990 sonrasındaki bütün uluslararası etnik terör eylemlerinde rol alıyor: Bosna'da, Çeçenistan'da, Gürcistan'da, Azerbaycan'da, Keşmir'de ve Sincian'daki şeriatçı terör militanlarının kaynağı Büyük Birlik Partisi oluyor.

Moon Tarikatı ve Fethullah Gülen Fethullah Gülen'in CIA ile ilişkilerini sürdürmede en önemli örtülerinden biri, Dinlerarası Diyalog oldu. Bu örtü de bir ABD imalatı. 1950'lerden itibaren dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatorluğunu sürdürmek için, her kıtasal din içinde kendisine bağlı bir tarikat örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi aynı: Dinlerarası diyalog.

CIA denetiminde yürütülen bu faaliyetin ilk başarılı örneği Moon tarikatı. 1951'de Kore'yi işgal eden ABD, Güney Kore'yi sömürgeleştirirken bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. Ve Güney Kore nüfusunun yüzde 40'ı, Budistlikten vazgeçip Hıristiyan oldu. Bu başarıdaki en önemli pay, bilinen adıyla Moon tarikatının. Resmi adıyla anarsak; Birleştirme Kilisesi.

CIA'nın kurduğu Kore CIA'nın Washington temsilcisi Albay Bo Hi Pak da, Moon tarikatının en güçlü ismi. CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligi'ni örgütledi. Türkiye'de kurulan Komünizmle Mücadele Dernekleri de, Dünya Anti Komünist Ligi'nin uzantıları. Moon tarikatı, 1978'de, ABD'de bir Kongre soruşturmasına uğradıysa da etkisini yitirmedi. Reagan döneminde Irangate skandalında boy gösterdiğini görüyoruz. George W. Bush iktidarında Moon tarikatının sahibi olduğu Washington Timas gazetesi, neoconservatism ve ABD saldırganlığının başlıca araçlarından biri oldu. Fethullah Gülen'in Türkiye'de yayınlanan Zaman gazetesi ile Washington Times arasında sıkı işbirliği artarak sürüyor.

İsrail ile İlişkinin Ayırt Ediciliği

Moon tarikatının, Latin Amerika'daki askeri diktatörlüklerle, İsrail üzerinden kurduğu uyuşturucu ve terör bağı dikkat çekici. Fethullah Gülen'in İsrail ile yakın ilişkisi de onun en ayırt edici özelliği. Körfez Savaşı'nda, Irak yönetiminin İsrail'e attığı Scud füzesi üzerine İstanbul'da verdiği vaaz ve döktüğü göz yaşları ve ettiği bedduaların kaseti, İslamcılar tarafından elden ele dolaştırılıyor. İsrail ile ilişki, ABD açısından kilit öneme sahip. Graham Fuller'in İslamcı hareketi konu alan Kuşatılanlar kitabında, İslamcı hareketlerin Batı ile entegrasyon için yapması gerekenlerin başında İsrail ile iyi ilişki geliyor. (G. Fuller, I. O. Lesser, Kuşatılanlar, Sabah Kitapları, İstanbul, 1996, s.126.)

Gülen'in İslamcı kitleleri kendisinden soğutma tehlikesine karşın, Kudüs Başhahamı ile yakın ilişkisi ve Fethullahçıların işadamları derneği İŞHAD'ın İsrail'le bağları, bu politikanın gereği olarak kuruluyor.

"Abramowitz'le Beni Kasım Gülek Tanıştırdı" Moon tarikatı ile Fethullah Örgütü arasındaki bağ, hedef
benzerliğinden ibaret değil. Organik ilişki var. Moon tarikatının Türkiye halifesi, Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Sekreterlerinden Kasım Gülek ile Fethullah Gülen'in dostluğu artık saklanmıyor Gülen'in reklamını değişik yayın organlarında yapan yazar Hulusi Turgut, 21 Ocak 1998 tarihli Yeni Yüzyıl'da bu ilişkiyi şöyle anlatıyor:

"Kasım Gülek, Fethullah Gülen'le çok iyi dostluk ilişkileri içinde bulundu. Gülen, Kasım Gülek'le sık sık görüşürdü. Vefatı üzerine bu eski dostunun cenaze namazını kıldırmıştı. Fethullah Gülen'e sorduk:
'Amerika, sizlerle ilgili referansı merhum Kasım Gülek'ten mi aldı?' Gülen bu konuda şunları söyledi: 'Kasım Gülek beyin baldızı Amerika'daydı. Yani Pentagon'la irtibatları vardı. Eğer kendisine değişik patformlardan, Beyaz Saray'dan sormuşlarsa 'Bunlar nedir?' diye, o da 'Endişe edilecek bir şey yoktur' demiştir, referans vermiştir." (5 Yeni Yüzyıl gazetesi, 21 Ocak 1998)

Gülen, 1 Eylül 1997 tarihli Zaman gazetesinde bu ilişkiyi şöyle açıklıyor: "ABD'de görüştüğüm insanlardan biri Abramowitz'di. O, Türkiye'de bir zaman elçi olarak kalmıştı. Müşterek dostumuz Kasım Gülek Bey vardı. Onun vasıtasıyla gıyaben onu tanıyorduk… Türkiye, şimdiye kadar çok ölüm-kalım krizlerine maruz kalmıştır. Bunu isterseniz bir kriz sayın ama bu millet bunu aşar dedim. Hatta bu ses, imkânı varsa Beyaz Saray'a kadar, Kongre'ye kadar, Pentagon'a kadar götürülmeli dedim." (Zaman gazetesi, 1 Eylül 1997)

Gülen, 1992 yılında ABD'ye gittiğinde, Kasım Gülek'in, Pentagon'da albay olarak görev yapan, sonra şüpheli bir şekilde ölen baldızı aracılığıyla Pentagon ve CIA yönetimi ile ilişkiye geçtiğini de anlatıyor.
Moon tarikatı ile Fethullah Gülen'i birleştiren bir diğer isim; Galdoy'nun tetikçisi Abdullah Çatlı. Çatlı, 1981 yılında Dünya Anti Komünist Ligi'nin toplantısına katılıyor. 1992'de Gülen'i ABD'de havaalanında karşılayan da Abdullah Çatlı.


Falun-Gong, Scientology, Moon ve Gülen Birlikteliği Hızla yayılan ve büyük mali olanaklara sahip CIA bağlantılı bir başka tarikat da, Scientology adını taşıyor. Scientology'nin, gerek ABD'de gerek Avrupa'da en sıkı ilişki içinde olduğu güç, Fethullah Gülen örgütü. Scientology, aynı zamanda Moon tarikatı ile çok sıkı ilişki içinde. CIA'nın denetimindeki bir diğer tarikat da Çin'de faaliyet yürütüyor: Falun-Gong.

Her dört tarikatın da teorisi, dini yorumlayışları, çalışma tarzları ve hedefleri arasında olağanüstü uyum var. Kuşkusuz bunun nedeni, komuta merkezinin aynı olması.Hepsi, CIA'nın örtülü faaliyetleri için kullanılıyor ve yönlendiriliyor.

Hıristiyan Misyonerlerinin Yolunu İzledi

Türkiye'de diğer tarikatlar Kur'an kursu ve imam hatip liseleri gibi doğrudan dini eğitim kurumlarına önem verirken, Fethullah Gülen cemaati, Turgut Özal döneminde, yurtiçinde özel Anadolu liseleri ve kolejler açmaya başladı. Fethullah Gülen, bu okullarda, Hristiyan misyonerlerinin taktiğini izleyerek, temel bilimler alanında eğitime ağırlık verdi.

Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenmek isteyen Hıristiyan Misyonerleri de, once teoloji alanında eğitim veren okullar kurmak istemiş, başarılı olamayınca, temel bilimler alanında eğitim veren kolejler kurmuştu. 1915 yılında Osmanlı coğrafyasında, Hıristiyan Misyonerleri'nin Amerika'daki en büyük örgütü American Board'a bağlı 600'den fazla okulu vardı. Amerikan kolejleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasında çok önemli roller oynadı.

Atatürk, Cumhuriyet'le birlikte bu okulları kapattı. Türkiye, NATO'ya girdikten sonra bu okullar yeniden açıldı.

Misyoner kolejlerinde Hıristiyanlık eğitimi gizli yapılıyordu. Fethullah okullarında tarikat eğitimi ise yurtlarda ve öğrencilerin barındırıldığı "Işık evi" denen apartman dairelerinde yapılıyor. Üniversiteye girmenin çok zor hale getirildiği Türkiye'de Fethullah Gülen'in kurduğu okullarda, devlet okullarından daha iyi eğitim veriliyor, bu nedenle aileler çocuklarını getirip Fethullah'a teslim ediyorlar. Ancak bu liselerden yetişen çocukların tamama yakını, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Atatürk'e düşman hale getiriliyor, ABD hayranı yapılıyor.

Uluslararası Okullar Nasıl Kuruldu?

Sovyetler Birliği'nin çözülmesi üzerine Gülen örgütü uluslar arası okullar atağına geçti. Gülen'in öncelik verdiği ülkeler de dikkat çekici: Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar. 1992'den itibaren, öncelikle Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmak üzere Kafkas ve Balkan cumhuriyetlerinde, "Fethullahçı" diye bilinen vakıf ve şirketler, art arda kolejler açtılar.

Ardından Asya ve Afrika ülkeleri geldi.Şu anda 5 kıtada, 52 değişik ülkede 21 öğrenci yurdu, 6 üniversiteye hazırlık kursu, 257 lise, 21 dil okulu ve 6 üniversiteleri bulunuyor. Okullar için bir yılda harcanan paranın toplamı, Gülen tarafından 1 milyar 205 milyon dolar olarak belirtiliyor. ABD'nin Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği'ni içeriden çökertmek için örgütlediği ve büyük olanaklarla yürüttüğü "CIA muhalefeti"nin, Gülen örgütünün önünü açtığını saptıyoruz. Sovyet blokuna karşı yürütülen psikolojik savaşın en önemli aygıtı Hür Avrupa Radyosu, Fethullah Gülen'i bültenlerinin baş konusu yapıyor. Amerika'nın Sesi radyosunun değişik lehçelerdeki Türkçe yayınlarında, Gülen ve misyonu döne döne övülüyor. Osmanlı İmparatorluğu toprakları içinde açılan Amerikan kolejleri kime hizmet ettiyse, Gülen'in okulları da aynı hizmeti görüyor. Bu okullar hep CIA'nın ilgi duyduğu ülkelerde açılıyor. Okullara ABD'deki Yahudi lobisinin de ilgi duyduğuna dikkat çekiliyor.

CIA'nın İlgi Alanlarında

Okulların ülkelere dağılımı şöyle oldu: Kazakistan (28), Rusya Federasyonu'na ait çeşitli bölgeler (24), Özbekistan (18), Türkmenistan (15), Azerbaycan (14), Kırgızistan (11). Bunları Arnavutluk ve Moğolistan (4'er); Afganistan, Irak, Gürcistan, Ukrayna ve Romanya (5'er); Moldova (2); Pakistan, Bangladeş, Makedonya, Macaristan, Fas, Güney Afrika, Sudan, Endonezya, Tayland ve Tayvan birer okulla izliyor.

Dünyadaki uyuşturucu merkezlerinden Tayland'ın sınırındaki Çenday kentine gidip okul ve yurt açmanın Türkiye açısından bir anlamı bulunmuyor, ama CIA açısından çok anlamlı.

Okulları Açan Şirketler

Beş kıtaya yayılan okullar için Türkiye'de şirketler kuruldu. Bu şirketler, yurtdışında açacakları okullar için Türk Milli Eğitimi'ne başvurup, izin aldı. Ardından, görev alacak eğitim ordusu belirlendi. Sayıları 4 binin üzerinde olan öğretmenlerin yaşları 22-35 arasındaydı. Hepsi, çok iyi İngilizce öğrenmişti. Fethullah Gülen'in tavsiye ve teşviklerine uyarak okulları açmak için şu şirketleri kurdular: Çağ Öğretim İşletmeleri AŞ, Feza Gazetecilik AŞ, Şelale AŞ, Eflak AŞ, Kazak Türk Liseleri Genel Müdürlüğü, Sebat AŞ, Silm AŞ, Taşkent Eğitim Şirketi, Serhat Eğitim Öğretim ve Sağlık Hizmetleri AŞ, Tolerans Vakfı, Ufuk Eğitim Vakfı, Toros Eğitim Hizmetleri Turizm ve Ticaret AŞ, Ertuğrul Gazi Eğitim Öğretim AŞ, Karaçay Çerkes Toros Eğitim Hiz. Tur. ve Tic. AŞ, Palandöken Eğitim Öğretim Hiz. AŞ, Dunae 94 Şti., Özel Burg AŞ, Dostluk Yurdu Derneği, International Hope Ltd. Company, Fezalar Eğitim Öğretim Ticaret Limited Şirketi, Çağlar Eğitim Mal. Ltd. Şti, Balkanlar Eğitim ve Kültür Vakfı, S.C. Lumina SA Şirketi, Gülistan Eğitim Yayın ve Ticaret Ltd. Şti., Sema Eğitim Öğretim İşletmeleri AŞ, Samanyolu AŞ, Türkiye Sağlık ve Tedavi Vakfı, Yayasan Yenbu Indonesia Vakfı.

Okulları ABD'nin Desteğiyle Açıyoruz İtirafı

1998 yılında Fethullah Gülen hakkında, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik ilkesini değiştirmek için terör örgütü kurduğu savıyla tutuklama kararı çıkartıldı. Gülen, ABD'ye kaçtı. 6 yıldır ABD'nin Pensyllvania eyaletinde yaşıyor. Gülen, ABD'de uluslararası okulların, ABD4nin isteği vedesteğiyle kurulmduğunu itiraf etti.

"Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz." (Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4. basım, İstanbul, Aralık 1997, s.39.)

Gülen, gücünü ABD yönetiminden aldığını da saklamıyor:

"Amerika şu andaki konum ve gücüyle bütün dünyaya kumanda edebilir. Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ bu dünya gemisinin dümeninde oturan bir milletin adıdır. Amerika daha uzun zaman dünyanın kaderinde çok önemli rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmeli. Amerika gözardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı " (Nevval Sevindi, Fethullah Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4. basım, İstanbul, Aralık 1997, s.39.)

ABD Büyükelçisi Mark Parris'in Rolü

ABD ile bağı, onun Türkiye Cumhurbaşkanı'nın korumasına girmesine yol açabilecek kadar güçlüydü.

Fethullah Gülen'e bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın, 25 Aralık l997 günü düzenlediği "Ulusal uzlaşma, hoşgörü ve diyalog" ödül töreninde, Cumhurbaşkanı Demirel'e de "şükran plaketi" verilmişti.

Oysa o tarihte Fethullah Gülen'in okulları basılıyor, Türkiye Cumhuriyeti karşı faaliyetleri nedeniyle hakkında adli soruşturma yürütülüyordu. Cumhurbaşkanı Demirel, irticaya karşı mücadelede devlet kurum ve kuvvetlerinin bütünlüğünü bozan bu konuma neden geldiği önemliydi.

Demirel'i Fethullah'ın ödülünü almaya ABD Ankara Büyükelçisi Mark Parris ikna etti.

Mark Parris, İran'da 8-11 Aralık l997 tarihleri arasında yapılan İslam Konferansı Örgütü'nün Tahran zirvesinden dönüşünde Demirel'i ziyaret etti. Demirel, İKÖ'nün Türkiye'ye karşı tutumunu protesto ederek, zirveyi bir gün önce terk etmişti. Parris, Aralık ayının ikinci haftasında yapılan görüşmede, Türkiye'nin Ortadoğu ve Orta Asya'da "Ilımlı İslam"dan yana tavır almasını savundu. Fethullah Gülen'i övdü.

Türkiye'ye gelir gelmez Demirel ile "on gün içinde üç kez görüştüğünü" söyleyen Mark Parris, ABD'nin Çelik Çekirdeği'nin has adamlarından. Beyaz Saray'dan Ankara'ya geldi. Bill Clinton'un yakın ekibi içindeydi. Ulusal Güvenlik Konseyi'nin, Türkiye'yi de kapsayan Yakındoğu ve Güney Asya sorumlusu iken Türkiye'ye atandı.

Mark Parris'in Fethullah Gülen'e ilgisi, Ankara'ya geldikten sonra başlamıyor. Gülen'in, ABD'de devlet ricali tarafından kabul görmesini sağlayan da, Mark Parris'in başında olduğu Yakındoğu ve Güney Asya Bölümü'ydü. Fethullah Gülen'in, Beyaz Saray'ın yol vermesiyle, ABD'de 14 önemli temasta bulunduğu belirtiliyor.

Demirel'e ödül töreni için Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın davetiyesini götüren kişinin, ABD'nin eski Büyükelçisi Abramowitz'in mesajını da ilettiği ifade ediliyor.

Fethullah'ın Okullarında CIA Ajanı Öğretmenler Fethullah Gülen cemaati tarafından yurtdışında, özellikle de Türk Cumhuriyetlerinde açılan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları, "İngilizce öğretmeni" diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye'de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi. Durum, devletin resmi olarak yayımladığı kitapla da belgelendi.

Tarih, 3 Mart 1997. Yer, Ankara'daki Başkent Öğretmenevi. Önemli bir toplantı yapılmaktadır. Ev sahibi, Milli Eğitim Bakanlığı Yurtdışı Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğü. Konu, yurtdışında açılan Türk okullarının sorunları. Toplantıya, başta Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam olmak üzere bakanlığın bütün üst düzey bürokratları katılıyor. Dahası; Başbakanlık’tan, MİT'ten, Dışişleri Bakanlığı'ndan temsilciler de katılımcılar listesinde. Ve elbet, yurtdışında okul açmış vakıf ve özel şirket yetkilileri de hazır.

Sıra, Özbekistan'daki 18 okulun sahibi gözüken Silm A.Ş.'nin yetkilisi Mehmet Mesut Ata'ya gelir. Bu okullar da, "Fethullahçılara ait" diye bilinmektedir. Ata, birçok talebini dile getirir. Sözlerini Amerika'nın Özbekistan'daki bir uygulamasını örnekleyerek bağlar. MEB'in yayımladığı Yurtdışında Açılan Özel Öğretim Kurumları Temsilcileri-İkinci Toplantısı adlı kitabın 63-64. sayfalarından okuyalım:

"Amerika Birleşik Devletleri, dostluk köprüsü adı altında getirdikleri 70 öğretmene diplomatik statü kazandırmışlardır. Biz de, eğer devletimiz, büyükelçiliğimiz, bu konuda diplomatik statü konusunda bize yardımcı olursa Türk öğretmenlerinin, Türk eğitim elemanlarının itibarlarının biraz daha artacağını zannediyoruz." (Yurtdışında Açılan Özel Öğretim Kurumları Temsilcileri-İkinci Toplantısı, sayfa: 63-64. MEB Yayınları)

CIA'cılar Fethullah Okullarında

Ama ABD, CIA ajanlarını kamufle etme ihtiyacı bile duymamış, hepsinin cebine diplomatik pasaport koymuştu. Özbekistan'da diplomatik pasaportla bulunan ABD'li "öğretmen"lerin çoğu, Fethullah Gülen cemaatinin okullarında çalışmaktaydılar. İngilizce dil "öğretmeni" olarak gösterilmişlerdi. Kırgızistan'da da 50-60 kadar Amerikalı "öğretmen" vardı. Bunlar da diplomatik pasaportluydu. Ve Kırgızistan'da "Fethullahçı" diye bilinen okullarda "öğretmenlik" yapıyorlardı. Fethullah Gülen'in okulları, eğitim dili olarak da Türkçeyi değil, İngilizceyi kullanmaktadır. Özellikle hazırlık sınıflarında haftalık ortalama 24 saati bulan İngilizce derslerine, çoğu okulda ABD'li ve İngiliz "öğretmenler" giriyor.

CIA, Fethullah'ın Öğretmenlerine Resmi Pasaport Veriyor Olayın ABD cephesi ise, 1 Mart 1998 tarihli Aydınlık'ta Doğan Duyar'ın haberiyle irdelendi. Nur tarikatının başı Fethullah Gülen'in yurtdışındaki okullarında çalışan bine yakın ABD'li öğretmende, yalnızca devlet görevlilerine verilen ABD resmi pasaportu var. Çoğunluğu Türk Cumhuriyetleri'nde faaliyet yürüten okullardaki ABD'li öğretmenler, İngilizce adıyla "official passport" sahibiler. Amerikan Eğitim Bakanlığı personeli olmayan ABD'li öğretmenlerin, normal olarak turist pasaportu sahibi olmaları gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gülen'in okullarında çalışanları resmi görevli sayıyor. Bu nedenle diplomatik pasaportla eşdeğerdeki resmi pasaport veriyor. Türkiye'deki karşılığı "yeşil pasaport" olan "official passport", ABD'li öğretmenlere diplomatik dokunulmazlık sağlıyor.

Amerikalı kaynaklar, bu pasaportların CIA'nın talimatıyla düzenlendiğine işaret ediyorlar.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Pzr Ekm 18, 2009 12:54 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder









Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Pts Arl 14, 2009 12:02 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Yazik... Cok yazik. Böyle oldugunu bilmemize ragmen fetosa teslimiyetin ilani bu haber bizleri derinden üzmüstür.

Insallah hatalarindan dönerler...


Tanri Türk´ü korusun ve yüceltsin





'Türk Okulları gurur abidemizdir'






Topçu, Hollanda temaslarında Türk okulları ve Fethullah Gülen hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

- Konferanslar ve açılışlara katılmak üzere Hollanda'ya iki günlük bir çalışma ziyareti düzenleyen Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yalçın Topçu, Hollanda temaslarında Türk okulları ve Fethullah Gülen hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Yalçın Topçu, Türk okulları için "Fethullah Gülen Hocaefendi'den esinlenen eğitim kurumları gurur abidemizdir. Milletimizin göğsü kabararak takdirle izlediği bir eğitim seferberliğidir. Bu hiçbir din dil renk ve millet ayırt etmeden, o eğitilecek yavrulara hiçbir ayırım yapmadan koşup eğiten gönüllü eğitim kahramanlarının bir seferberliğidir." dedi.

Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da Cihan'a konuşan BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, kendisinin de Kosova'da bir Türk Okulu'nun açılışına katıldığını belirtti. O günü "Orada Kosova Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları ve Türkiye'den de Allah bana nasip etti. Gerçekten gurur duydum." diye anlatan Topçu, ardından açılışta yaptığı konuşmayı ise şöyle özetledi: "Orada şunu ifade ettim. Bu eğitimin gönüllü kahramanlarına Allah güç ve kuvvet versin. Bu eğitim gönüllülerini madden destekleyenlere Allah birlerine bin versin. Ve tabii ki bu okulların manevi mimarlığını yapana, bunun fikir babalığını yapana Allah uzun versin. Türk milleti olarak ona minnettarız ve ona şükran duyuyoruz."

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu ayrıca Fethullah Gülen'in "hem Türkiye'de hem dünyada saygı ile anılan bir mümtaz şahsiyet olduğunu" söyledi. Topçu "Bizler de toplumumuzun bu değerinin fikir ve görüşlerinden yararlanarak büyük memnuniyet duyuyoruz. Yol ve üslubumuz farklı da olsa onun açmış olduğu bu sınırlar ötesi fikirlerinden istifade ediyoruz." dedi.

Fethullah Gülen'den "memleketimizin büyük bir çoğunluğunun gönlünde yer etmiş, insanımız için iyi projeler ve misyonlar ortaya koyan mümtaz bir şahsiyet" diye bahseden Topçu, "İnşallah Cenab-ı Allah böyle münevver yüce şahsiyetlerin sayısını arttırsın. Güzel şeyler yapılıyor. Güzel şeyler oluyor. O bunların arkasında bir manevi destek veriyor. Ay yıldızlı bayrağımızı gurumuz İstiklal Marşımızı kıtalara ve ülkelere yayıyor ve tanıtıyor." diye kaydetti.

Fethullah Gülen'in ayrıca "çok önemli bir düşünce, fikir adamı, bir sivil toplum, kanaat önderi" olduğunu sözlerine ekleyen BBP Genel Sekreteri, "Kendi şahsım olarak da ona çok saygı duyuyorum, ortaya koyduğu fikirleri beni çok etkiliyor. Fethullah Gülen hareketi eğitim, diyalog ve temsil yoluyla Türkiye'yi dünyaya tanıtıyor." şeklinde vurguladı.

"GÜLEN, TÜRKİYE'DE, DOĞRU, DÜRÜST GENÇLİĞİN YETİŞMESİNDE ÖNDER OLMUŞTUR"

BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu Fethullah Gülen'in özellikle milletlerarası diyalog alanında çok önemli somut adımlar attığını da dile getirdi. Topçu "Başta Türkiye olmak üzere, Orta Asya, Afrika, Uzakdoğu, Avrupa ve diğer ülkelerde Fethullah Gülen'den esinlenen genç eğitimciler bir çığır açmıştır. Milletimizin aydınlık ve huzurlu ve güçlü yarınlarının kurmasının temelinde eğitimin olduğunu doğru fark eden ender kişilerden birisidir." dedi.

Eğitimle ve bilgiyle donanmış insanı kimsenin kolay kolay aldatamayacağına dikkat çeken Yalçın Topçu, "İşte Fethullah Gülen Hocaefendi Türkiye'de gençliğin bu alana yönelmesini sağlamıştır. Her türlü terör ve şiddetten uzak milli ve yerli düşünen ve devletle kurumsal yapıyla problemli olmayan ama değişime ve açılıma yönelik gençler yetiştirmeye çalışmıştır. Hocaefendi Türkiye'de, doğru, dürüst gençliğin yetişmesinde önder olmuştur. Bu gençler şimdi dünyanın birçok yerinde hem sevgi götürüyor. Hem de Türk milletinin öz değerlerini bulundukları ülkelere taşıyorlar." diye kaydetti.


2023haber
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Pts Arl 14, 2009 8:03 pm    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Birbirinden farki yok...




Bu mail, Gülen grubunu çok kızdıracak



İşte internet mail gruplarında Zaman'a ve Taraf'ı çok kızdıracak o mail.

1- Samanyolu TV, ZAMAN gazetesi ve Fethullah Gülen organizasyonunda yer alan bütün basın yayın organlarında her gün muhakkak bir "Kürtçü" programa katılmaktadır, bu inkar edilemez bir gerçektir.

2- Yine aynı basın yayın organlarında "PKKLI, YURT DIŞANA KAÇMIŞ OLAN" ABDÜLKADİR AYGAN isimli teröristin terörle mücadele eden komutanlarımıza yönelik iftiraları boy boy gösterilmektedir. Aynı şekilde şu anda hapiste yatmakta olan veya serbest bırakılmış PKK’LILARIN sözleri de, sanki güvenilir birer kaynakmış gibi bu basın yayın organlarında "ŞOK AÇIKLAMALAR" şeklinde sunulmaktadır.

3- Yurt dışında açılan okullardın ilk yıllarında eğitim dili TÜRKÇE iken, 1997 yılında Fethullah Gülen'in Amerika'ya yerleşmesinden sonra eğitim dili İngilizce'ye çevrilmiş, Türkçe seçmeli ders olarak okutulmaktadır.

4- Türkçe olimpiyatlarına katılanlar arasında 2. ve 3. kez bu olimpiyatlara gelen çocuklar vardır, yani her sene aynı çocuktan şarkılar dinletilmektedir. Yine şunu eklemek gerekir ki; bu olimpiyatlar dışında kalan öğrencilerin Türkçe'ye hakim olduklarını söylemek mümkün değil. Ayna programında da çok net gördüğümüz gibi, en fazla nasılsın iyi misin sözlerinin ardından ezberlenen Türküler okunmaktadır. (Şarkı söylemekle dil öğrenilseydi bugün Türkiye'nin hepsinin İngilizce bildiğini söyleyebilirdik )

5- Zaman Gazetesi'nin fotoğrafta yer alan basın yayın ve sivil toplum kuruluşlarıyla aynı karede yer alması eleştirilmiş. Zaman gazetesi kendi yazamadıklarını TARAF'TAN bir gün sonra sayfalarına taşıyarak şöyle yayınlamakta: "TARAF'TAN ŞOK BELGE..., TARAF GAZETESİ ŞUNU YAZDI..., TARAF'IN ORTAYA ÇIKARDIĞI GERÇEKLER...". Güya bu sayede, bakın ben demiyorum taraf diyor rahatlığına oturmaktalar.
PEKİ TARAF KİMİN GAZETESİ?
TARAF Gazetesi TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURULUŞ FELSEFESİ OLAN "MİLLİ DEVLET" YAPISININ ÇÖKERTİLMESİ İÇİN ÇIKARILAN BİR "PSİKOLOJİK HARP GAZETESİDİR".
Taraf'ı çıkaran Alkım Gazetecilik, 1992'ye kadar küçük bir yayıneviyken ve batma noktasındayken birdenbire durumu düzeltti.
Alkım Yayınevi'nin borçlarını Fethullah Gülen ve AKP bağlantılı Albaraka Türk çekleriyle ödemesi yayıncıların dikkatini çekmişti. O tarihten sonra, birileri, Savaş ve Başar Arslan kardeşlere "yürü" dedi. AKP iktidarıyla birlikte ise "kanatlandılar"!
Arslan kardeşler, Brüksel'de büro açıp AB'yle de ilişkiye geçtiler. Pentagon, Taraf için de düğmeye bastı. Yasemin Çongar, Amerika'dan görevli olarak gönderildi. Burada, ABD İstanbul Başkonsolosluğu kolları sıvadı. "Vatanı bir kadın memesine satarım" sözüyle meşhur Ahmet Altan, 30 bin YTL maaşla gazetenin kuruluş görevini üstlenmesi için ikna edildi. Taraf yayına başladıktan sonra ayrılacağını söylemişti, ayrılmadı, genel yayın yönetmeni oldu. Gazetenin sahibi, Alkım Gazetecilik adına Başar Arslan oldu. Ahmet Altan'ın belirttiğine göre Başar Arslan yayın çizginse hiç karışmadı, odasını bile Altan'a bırakıp gitti. Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti. 15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf'taki ilanlara bakıyoruz,"Alkım Yayınları" dışında, 2008'e kadar ilk bir ayda "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği" ağırlıkta. Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah'ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde "Kimse Yok mu?" programı ile başladı. AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi, bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu. "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği", şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor. Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi'nin sahibi Savaş-Başar Arslan kardeşler, Brüksel'deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği'yle de ilişkiye geçtiler. Taraf Gazetesi'nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği'nin önüne konuluyor! AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor. Alkım Yayınevi'nin, Ahmet Altan'ın "İçimizdeki Bir Yer" adlı romanının, 2004'te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor. 1 milyon adet basılıp maliyetinin 4'te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi. Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti. Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi'yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser'i basmıştı. AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor. Taraf'ın tanıtım ilanları da Fethullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı. Hem Zaman, hem Fethullah Gülen'in diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı. Taraf'ın iki de transferi var Zaman'dan. Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika'da eğitim gören Leyla İpekçi.

PEKİ AYNI FOTOĞRAFTA GÖRDÜĞÜMÜZ GENÇ SİVİLLER ÖRGÜTÜ ZAMAN İLİŞKİSİ NE ŞEKİLDE?
Zaman gazetesi, kurulduğu ilk günden beri GENÇ SİVİLLERİN yaptığı 3 kişilik eylemleri bile ilk sayfasından duyurmakta, reklamlarını sürekli sürdürmektedir.

Taraf için ta Amerika'dan getirilen Yasemin Çongar, "Milliyet'in önerdiği tepe yöneticilik teklifini de bağımsız gazetecilik yapabilmek adına reddettiğini" anlattı orda burda. Ayrıca onun görevi gazetecilikle, hatta Taraf'la sınırlı değildi.

2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da şöyle diyordu Çongar: "Batı artık Türkiye ile ilişkilerini tamamen devlet üzerinden değil, iş dünyası ve sivil toplum üzerinden de kurmaya başladı. Sadece İstanbul ve Ankara'yla değil, Anadolu ile de temas ediyorlar artık. Taraf için döndüğümden beri 7 ay içinde birkaç kez Güneydoğu'ya gittim, Orta Anadolu'yu 10 yıl aradan sonra gördüm."

Çongar'la kol kola gördüğümüz isimlerin başında Yıldıray Oğur geliyor. Oğur, "Genç Siviller" adlı örgütün başkanı. Soros'tan besleniyor, Türkiye'de de "turuncu devrim" denemesine hazırlanıyorlar. Adları daha yeni duyulmuştu ki, Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına getirilir getirilmez Yıldıray Oğur'u köşkte konuk etti. Oğur, Genç Siviller'in simgesi olan kırmızı Convers marka ayakkabı hediye etti Cumhurbaşkanı'na; "asker postalını protesto" anlamı taşıyordu Gül'e verilen hediye.

BÜTÜN BUNLAR ZATEN DOLAYLI VE DİREKT OLARAK FETHULLAH GÜLEN YAYIN ORGANLARI İLE TARAF, GENÇ SİVİLLER, DTP ÇİZGİSİNİN KESİŞTİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.

AYRICA ŞU VERECEĞİMİZ KÜÇÜK ÖRNEKTE, FOTOĞRAFIMIZDA YER ALAN "DTP" İLE ZAMAN İLİŞİĞİNİ KANITLAMAKTADIR.

ALTTAKİ HABERİN İÇERİĞİ GÖZÜ OLANIN GÖRECEĞİ, AKLI OLANIN ANLAYACAĞI HERŞEYİ AÇIKCA ORTAYA KOYMAKTADIR. HABERDE, GENÇ SİVİLLER'İN 'Darbeye Karşı 70 Milyon Adım' ADINDA BİR YÜRÜYÜŞ DÜZENLEDİĞİ BUNA DA 20 SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜNÜN DESTEK VERDİĞİNİ SÖYLENMEKTE! AMA NE YAZIKKİ BU 20 ÖRGÜTÜN KİMLER OLDUĞU YAZILMAMAKTA! KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMAYLA GÖRÜYORUZ Kİ; DTP ZAMAN'IN ÖVGÜYLE BAHSETTİĞİ BU YÜRÜYÜŞTE ÖN SAFTA! HABER İÇERİSİNDE ÇOK ACI BİR GERÇEK DAHA GÖZLERDEN KAÇMIYOR, İŞTE ZAMAN GAZETESİ'NDE YAZAN O CÜMLE:
"Bu arada gösterinin başlarında Engin Okur isimli bir provokatör, yürüyenlerin arasına girerek 'Ne Mutlu Türküm' diye bağırdı." Zaman Gazetesi burada başka bir ayrıntıyı daha yazmamaktadır; orada "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE" şeklinde bağıran kişi iki ayağını PKK'nın döşediği mayınlara kurban vermiş bir GAZİ'DİR VE BU TEPKİSİNİ TEKERLEKLİ SANDALYEDE VEREBİLMİŞTİR!!!

HABERİN TAMAMI ŞU ŞEKİLDEDİR:
Bir ilk yaşandı; Darbeye karşı büyük yürüyüş Genç Siviller'in öncülüğünde kurulan 'Darbeye Karşı 70 Milyon Adım' platformunun Taksim'deki protesto gösterisi başladı. Eyleme destek veren 20 sivil toplum kuruluşu, İstiklal Caddesi'nin sonundaki Tünel durağından Taksim Meydanı'na doğru yürüyor. Binlerce kişinin katıldığı yürüyüşte, 'Darbeye Karşı Ses Çıkar!' şeklinde pankartlar açılıyor. Yürüyüşe Adalet Ağaoğlu, Lale Mansur, Nazlı Ilıcak ve Yücel Sayman gibi isimler de katılıyor.
Bu arada gösterinin başlarında Engin Okur isimli bir provokatör, yürüyenlerin arasına girerek 'Ne Mutlu Türküm' diye bağırdı. Sivil polislerin araya girmesiyle etkisiz hale getirilen Okur, uzun süre elindeki Türk bayrağını sallayarak provokatif hareketlerde bulundu. HABER KAYNAĞI : http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=705061

BİZLER BU KISA YAZI İLE TÜRK ÇOCUKLARINI UYARIYORUZ; LÜTFEN İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ YAPININ KİMLERLE HANGİ İLİŞKİLER KURDUĞUNU İYİ ARAŞTIRINIZ.
BİZ HİÇ KİMSEYİ KURU KURUYA ELEŞTİRMİYOR, KURU KURUYA KİMSEYE İFTİRA ATMIYORUZ, İŞTE BELGELER ORTADA, İŞTE GERÇEKLER! DTP'NİN YAPTIĞI YÜRÜYÜŞTE TÜRK BAYRAĞI AÇAN BİR "GAZİ"MİZİ PROVAKATÖR İLAN EDEN BİR BASIN KURULUŞUNU SÖYLEYİN BİZ NASIL HANGİ SEBEPLE SEVİP DESTEKLEYECEĞİZ?"


2023haber
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Vuslatim
Forum Yöneticisi
Forum Yöneticisi



Kayıt: Nov 02, 2004
İletiler: 3121
Şehir: Turan/Almanya

İletiTarih: Sal Arl 29, 2009 3:24 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder




'İslami Medya'ya boykot çağrısı





Cübbeli Ahmet Hoca’dan Zaman gazetesi başta olmak üzere diğer 'İslami Medya’ya boykot çağrısı geldi.




Cübbeli Ahmet Hoca’dan Zaman gazetesi başta olmak üzere diğer 'İslami Medya’ya boykot çağrısı geldi.

Bu çağrı İsmail Ağa cemaati Fethullah Gülen Cemaati'ne savaş mı ilan etti sorusunu gündeme getirdi.

Cübbeli Ahmet Hoca, Mehdilik meselesini konu ettiği vaazında "İslamcı Medya"nın para karşılığı Adnan Oktar’ın reklamını yapmak sureti ile Müslümanları ifsat ettiğini iddia etti.

İşte Cübbeli Ahmet Hoca’nın sözleri:

İSLAMİ MEDYA DİĞERLERİNDEN DAHA ZARARLI

İslami Medya diye geçinip de bütün milletin evine giren fakat öbür kötü gazetelerden daha zararlı inançlar millete aşılayan bu medya, İslami geçindikleri halde bunlardan şikâyetçiyiz.

HEDEFTE ZAMAN GAZETESİ VE İSLAMİ MEDYA VAR

Adam buna para veriyor, evine çoluk-çocuğuna okutturuyor.
Orada yazıyor “İslamın hükümlerinin hepsinin tatbik edilmesi gerekli değildir.”
Bende, gazete bende.
Sormayın hangi gazete onu da sen anla!
Herkesin evine giren gazete, bedava dağıtılan gazete.
“Amentüde ittifakımız var” aynı gazetede çıktı.
“Yahudi ve Hıristiyan amentüsü ne ise benim amentüm o diyor”
Ya, bunu hangi çıplak gazete yapabilir.

AMENTÜDE İTTİFAKIMIZ VAR!

Cübbeli Hoaca'nın isim vermeden eleştiri oklarını çevirdiği gazete Zaman Gazetesi.

Bilindiği gibi Zaman Gazetesi yazarı Ahmet Şahin 17.04.2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki Köşe yazısında “Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü 'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.” şeklinde bir görüş ortaya atmış ve bu görüş Fethullah Gülen ve önderliğinde sürdürülen Dinlerarası Diyalog çalışmasında önemli rol oynamıştı


Internethaber
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Gokcebala
Amatör Üye
Amatör Üye



Kayıt: Dec 20, 2008
İletiler: 172

İletiTarih: Çar Arl 30, 2009 7:20 am    ileti konusu: Alıntıyla Cevap Gönder



İsmail Ağa, Fethullah Gülen'e savaş açtı
İsmail Ağa Cemaati, Cübbeli Ahmet üzerinden Gülen Cemaati'ne savaş açtı!
.



İsmail Ağa Cemaati'nden Cübbeli Ahmet lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü, başta Zaman olmak üzere muhafazakar yayın organlarına boykot çağrısı yaptı.

Cübbeli Ahmet'in bu çağrısı İsmail Ağa cemaatinin Fethullah Gülen ve Gülen cemaatine savaş ilan ettiği yorumlarına yol açtı.

Cübbeli Ahmet boykot çağrısında "İslamcı Medya"nın para karşılığı Adnan Oktar’ın reklamını yapmak sureti ile Müslümanları ifsat ettiğini iddia etti.

İşte Cübbeli Ahmet'in o açıklamaları:

İSLAMİ MEDYA DİĞERLERİNDEN DAHA ZARARLI
İslami Medya diye geçinip de bütün milletin evine giren fakat öbür kötü gazetelerden daha zararlı inançlar millete aşılayan bu medya, İslami geçindikleri halde bunlardan şikâyetçiyiz.

BEDAVA SATILAN GAZETE
Adam buna para veriyor, evine çoluk-çocuğuna okutturuyor. Orada yazıyor “İslamın hükümlerinin hepsinin tatbik edilmesi gerekli değildir.” Bende, gazete bende. Sormayın hangi gazete onu da sen anla! Herkesin evine giren gazete, bedava dağıtılan gazete. “Amentüde ittifakımız var” aynı gazetede çıktı. “Yahudi ve Hıristiyan amentüsü ne ise benim amentüm o diyor” Ya, bunu hangi çıplak gazete yapabilir.

(Haber3)
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel ileti gönder
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder 11. sayfa (Toplam 12 sayfa)

Sayfa: « Önceki  1, 2, 3 ... , 10, 11, 12  Sonraki »  


 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizisilemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB

alt1
1998-2007 Bozkurt NET
alt1
1998-2010 BOZKURT NET
--------------------------------------
Web sitemiz PHP-Nuke (© 2003) kodlarına sahiptir. PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.
alt1